t-u-ü-v-y-z
| SÖZCÜK | ANLAMI |
| takaze(takaza=arapça) | Sözle eziyet etme,serzenişte bulunma,azarlama,başa kakma. Ne bu takazen,bubamın oğlu musun? |
| tapsımak | Bozulmak,ekşimek. Tapsımış yemekleri yemeyin. |
| tara | Tek tarafı keskin ucu eğik sapı kovanlı kesme aleti. Tarayı verde odun kıycaz. |
| taşköprü | 1. Nuh Göleti'nin biraz aşağısında doğal köprü. 2.Arazi mevkii. Hadi daşköprülere gidelim. |
| taşlıca | Ufak taşları bol olan yer,arazi mevkii. Daşlıcadaki tarlaya nohut ekili. |
| tatavı | Boşa,ezbere. Tatavıya gonuşma sen nerde gördün? |
| tava(güveç) | İçinde yemek ve süt pişirilen toprak kap. Tava gaymağı tatlı ouyo. |
| tavatır(tevatür=arapça) | 1.Güzel ,acar,iyi,hoş. 2.Yaygın söylenti. Evi alman tavatır oldu.Ben tavatır etmeyonda elalemin dilinde. |
| tavsımak | 1.Zamanı geçmek. 2.Toprağın sürülecek duruma gelmesi. Olay tavsıdı. Bahça tavsımamış daha. |
| taylama | Beygirlerin tay veya katır yavrusu doğurması. Beygirimiz tayladı. |
| tekdur | Akıllı uslu ol. Tekdur len geliyon bak. |
| tekne | Hamur karmak için tahtadan yapılan uzun ve geniş kap. Hamır olmuş,tekneden daşıyo. |
| tengiltosbak | Takla atmak. Arabadan düşünce bide tengiltosbak yulandım gittim. |
| terbiye | 1.Arabaya koşulu beygirleri sağa sola yönlendirme veya durdurma görevi gören koşum yoluyla ağızdaki gemlere bağlı kayış.2.Eğitim,görgü. Beygirlerin terbiyesine sıkı yapış.Bu çocuk terbiyessizleşti. |
| tersefi | Kağnılarda hayvan gübresi taşınan düzenek. Tersefiyle koyun gübürü daşıdık. |
| tez =farsça | Çabuk,acele. Tez gel ağam tez gel,dayanamayon. |
| tık,tiring | Peşin, Eve tık para saydım.Borcumu tiring ödedim. |
| tırışık | Buruşuk,buruşmuş. Yüzün bek tırışıvemiş. |
| timin | Şiniğin dörttebiri olan tahıl ölçüsü. Bi timin haşhaş sürtüve. |
| tunç | İki tarla arasında sürülmeden bırakılmış geniş an Tarlanın tuncunu sürmüş geçivemiş. |
| tuntun olmak | Kaybolup gitmek,uzaklaşmak.Toz ol,gözüm görmesin. |
| turşumak | Yüzünü buruşturmak. Turşuyup durma,yettin sinere. |
| tutam | Avuç alacak kadar. Tarlandan bi dutam not yolduk. |
| tümbek | Tümsek. Tümbekten atlakene ayamı burkdum. |
| tüy değiştirmek | 1.(hayvanlarda)Mevsimlik tüy döküp yenileme. 2. (insanlarda) yeni elbise giyme. Kedi tüy değiştiriyor. Tüyünü değiştirmişin gine. |
| tüymek | Kaçmak,kaybolmak. İşi görünce oradan tüydüm. |
| uğra | Hamurun yapışmaması için kullanılan un. Uğrayı alda gelive. |
| uğrun | Gizli,saklı. Allah uğrun uğrun seviyomuş. |
| uğunmak | Olduğu yerde kalakalmak,ağlayamamak. Deyneği yeyince uğundu galdı. |
| uluk | Cansız,beceriksiz,işe yaramaz. Uluk uluk ne duruyon gelive şurdan başla. |
| urba | Giyecek,giysi. Beş kat urbam var. |
| usgutmak | Sakinleşmek,rahatlamak. Gari evlenince usguttu. |
| uşkur(uçkur) | 1.Şalvar vb giyecekleri bele bağlamaya yarar içten geçmeli bağ.2Cinsel duygu veya ilişki. Uşkurum koptu. |
| uymak | Çatmak,kavga aramak. Durdum yerde gelip uydu,bende deyneği vurdum. |
| ükala dümbeleği | Enayi. Ne gonuşuyon ukala dümbeleği. |
| ünnemek | Çağırmak,seslenmek. Ninem sana ünneyo. |
| ürendire(üvendire=yunanca) | Çift öküzlerini yürütmek için ucuna nodul çakılmış arkası sivriltilmiş uzun değnek,gönder. Ürendire gırıldı. |
| ürkütmek | Kaçırmak,huzursuz etmek. Oynayanları ürkütdü. |
| ütüleme | Mısırı,nohutu ateşte dağlama. Çay içinde not ütüledik. |
| velesbit | Bisiklet. Eşya çekilişinde velesbit çıkdı. |
| veran | Bakımsız,harabe gibi. Şo evde veran oldu gitdi. |
| verese | Mirasta pay sahibi. Sen bizim veresemiz değilsin ki. |
| vezil | Üstü örtülü su savma kanalı. Tarlaya vezil edince verim aldık. |
| yağır | Kir,pas,yara. Eşeğin yağırına ilaç et bari. |
| yalabık | Düzgün,parlak,yakışıklı. Tatalan yüzü bek yalabık. |
| yalak | 1.Hayvanların su ve yal içtikleri taş veya ağaçtan oyma kap. 2.Boşboğaz. Köpeğin yalına su dök. Gine nerde yalaklandın. |
| yalama | 1.Dudakları yara olan. 2.Dişleri aşınmış vida,cıvata. Yalamanda heç bitmecek senin.O vida yalama olunca tutmuyo. |
| yalık(yağlık) | Renkli ipliklerle işlenmiş büyük mendil,çevre. Bi yalık bübe guyda ge. |
| yamalık | Delikleri kapatmak için kullanılan parça. Eyi bi yamalık bulamadım be. |
| yanpiri | Yanlamasına. Köpek daşı yeyince yanpiri yanpiri gidiyodu. |
| yar | 1.Uçurum. 2.Diklemesine böl. Yardan aşşağı düşmüş.Kütüğü yar. |
| yaşmak | Üzeri sim işlemeli,sarının değişik tonlarından oluşan baş örtüsü. Yaşmağı arkaya çelivemişde bi gelişi var(ı)dı. |
| yavan | Katıksız,kuru. Yavan ekmeğe galdık gari. |
| yavsı | Kenenin küçük yavrusu. İnekleri yavsı sarmış. |
| yavşak | 1.Bit yavrusu. 2.(insanlarda)Asalak,kötü huylu. Yakanda yavşak öldürdüm.Seni yavşak ilimi kemimi soydun. |
| yaygı | Yere serilen sofra bezi. Yaygıyı toplanda kalkalım. |
| yayla | Hayvan otlatmak için çıkılan yüksek yer. Mayıs ortasında yaylaya çıkcaz. |
| yazlık | İlkbbaharda ekilen ekin ve sebze türleri. Yazlık afıyan ekildi mi? |
| yazma | Bezden yapılmış üzeri baskı desenli baş örtüsü. Al yazmamı yuyamadım derdimden. |
| yeğgi | Hayvan yiyeceği. Malları yeğgilediler. |
| yeğni | Ağır olmyan. Senin çanta yeğniymiş. |
| yel | 1.Havanın yer değiştirmesinden oluşan esinti. 2.Romatizma ağrısı. 3.Kalın bağırsaktaki gaz. Foyraz esiyor. Ayağımda yel var. Karnımdaki yel eziyet ediyo. |
| yel geçmek | Uçmak ,kaybolmak. O kadar buğdayın altından yel geçti gitti. |
| yel üstüne uğramak | Cin,peri çarpmak. O yel üstüne uğramış. |
| yellemek | Pohpohlamak,hız vermek. Yelleye yelleye çocuğu kavga ettirdiniz. |
| yellenmek | Gaz çıkarmak. Yelleniverince ıratladım. |
| yelmek | 1.Çabalamak. 2.(oyunda)Ebe olmak. Yele yele hal galmadı.Çelikde bıkasıya yeldirdik. |
| yığ | Topla. Otları yığda,iremetde ıslanmasın. |
| yirgenmek | Tiksinmek. Yaralandan yirgeniyon emme neden? |
| yolak | Patika yol. Ak yolağa yukarı gidiyo. |
| yollanmak | Bir yere yönelmek,gitmeye başlamak. Usuldan eve doğru yollanayım. |
| yonga | Soyulan,yontulan,kesilen veya rendelenen ağaçtan çıkan parça. İkiyüzlüden çıkan yonga elimi kanattı. |
| yöletleme | Arktaki suyun önünü açma. Suyu yöletlede baçaya çabık gelsin. |
| yuğgu | Toprak damlı evlerin üstündeki killi toprağı sıkıştırmak için dam üzerinde yuvarlanan silindir biçimindeki ağır taş,yuvak,yuvgu. Dambaşı yuğgulancak. |
| yuma | Yıkama,temizleme. Gayınnamın urbalanı yuyasıya canım çıktı valla. |
| yunmak | Yıkanmak. Çay içinde çocukla yunuyoladı. |
| zağar | Av köpeği. Zağarla Golan Çalı'da davşan goğuyodu. |
| zavrakçı | Bol atan. Sende bek zavrakcısın. |
| zebil | Boşa giden. Ekmeğin kalanını zebil etme. |
| zembil | Kapılarda basılarak açılan kol. Zembili sıkıştırda gapı örtülsün. |
| zerdeli(zerdali=farsça) | Kayısı ağacı ve onun meyvesi. Zerdeli yeyelim. |
| zerzebil | Çok perişan. Anası öleli zerzebil oldu çocuk. |
| zevle =yunanca | Çift öküzünün boyunduruktan çıkmaması için boynunun iki yanından boyunduruğa aşağıya doğru geçirilen çubuk. Öküzler böyelek dutunca zevleyi kırıp kaçtı. |
| zevleyi kırmak | Bulunduğu yerden ayrılmak,sıvışmak. Dün gine zevleyi gırıvedin. |
| zıbarmak | Zorla uyutma. Yedin,içtin zıbar gari. |
| zıngıldamak | Yerinden oynamak,hafif kaynaşmak. Goca gaya zıngıldayo. |
| zırlama | 1.Ağlama. 2.Hoşa gitmeyen bağırma. Boşuna zırlayıp durma. |
| zırtaboz | Laf söz dinlemeyen,patavatsız. Seni zırtaboz seni. |
| zibek | Önceden kurulmuş,bozulmamış. Sen babanın zibeğiynen galgıyorsunda öyne. |
| zibel | Yiyecek içine girmiş istenmeyen nesne. Yoğurdun içine zibel gitti. |
| zibidi | Giyimiyle topluma uymayan kişi. Zibidi zibidi dolaşma. |
| zikke(sikke) | Hayvanları bağlamak için yere çakılan demir veya ağaç kazık. Yolda zikke düşmüş. |
| zini(sini=farsça) | Üzerinde yemekte yenebilen yuvarlak bakır veya pirinçten büyük tepsi. Siniyi gurun gari. |
| ziyan =farsça | Zarar. Çobannara ziyan kestirdile. |
| zülüf | Şakaklardan sarkan saç lülesi. Zülüflerin tel tel olmuş. |