|
daklaşma |
Dokunma,çatma,bela arama, Bana daklaşmada belanı alahtan bul. |
|
dalye(dalya=İtalyanca) |
Yedi çanak kırığının üst üste dizilmesine dayalı çocuk oyunu. Yarin dalye oynaycaz. |
|
dam |
1.Ahır. 2Tutukevi. Dama girde
ineklere saman döküve. Suç işleyen dama girer. |
|
dambaşı |
Toprak damlı evlerde çorağın üstü. Dambaşıya
çıkda yuğgula. |
|
dayfalmak |
Açlıktan bayılacak duruma gelmek. İçim dayfaldı,bi dıkım ekmek
ve. |
|
debertme |
Kurcalama,karıştırma. Derdimi deberdibte bayramlık ağzımı
açdırma . |
|
debizleme |
Çiğneme,ezme,iyice dövme. Gelirsem
yanına debizlerin. |
|
dede |
1.Torunu olan erkek. 2Türbe,yatır. Dedem ağladı.Haziranda
dedeye çıkılcak. |
|
deh |
Binek ve koşum hayvanlarını yürütmek için söylenen söz,dah. Deh
aslanım daha hızlı. |
|
delece |
Kağnı,at arabası,traktör üzerine dayaklar dikilerek biçilmiş ekin
getirmeye yarar düzenek. Delece koptu. |
|
demir |
Yarım kilelik(teneke)tahıl
ölçüsü. Yirmi demir on kile
eder. |
|
dene(tane=farsça) |
1.Tek. 2.Buğday kümesi. Denemiz daha harmanda duruyo. |
|
deper otu |
Havuç. Bazadan deper otu alalım. |
|
deşdifan |
Kır bekçisi,korucu. Deşdifanna koruda dolaşıyo. |
|
deşirmek |
Toplamak. Gırılıp dökülen buydey kelleleni deşircez. |
|
devre |
Yanlış,tersine. Sen bunu devre söyledin. Yaptıkların hep devre oluyo. |
|
deyiş |
İki ailenin karşılıklı birbirine kız vermesi. Sultan'nan
Fadime deyiş oldu. |
|
deynek |
Sopa. Bana bi deynek uzdıve. |
|
dığan(tava=farsça) |
Yağ kızdırma,yiyecek kızartma vb. işlere yarayan,uzun saplı yayvan
kap. Dığandaki yağ yanmış. |
|
dıkım(tıkım) |
Ağıza alınacak lokma. Dıkımın boğzında galsın. |
|
dıkız |
Dar gelen. Dığan dıkz gelince kompülü garışdıramayon. |
|
dıngıl |
Zayıf,seyrek. Afıyanna dıngıl dıngıl olmuş |
|
didilemek,ditmek |
Küçük parçalara ayırmak. Tavık etini didileyve. |
|
dikme |
Fidan,taze. Talaya dikme götücen. |
|
dilfir(tirfil=yunanca) |
Bir tür
yonca. Çayırda dilfir biçeceğim. |
|
dinelme |
Ayakta dikilme. Dinel dinel heç mi yorulmadın? |
|
dingildek |
İyice ucunda. Engi sıfra bek dingildek duruyo. |
|
dirgen |
Genelikle harmanda sapları yaymaya ve aktarmaya yarayan uzun saplı meşe
veya demir çatallı araç.Dirgeni alda gel. |
|
doksan |
Zemheriden sonra gelen elli günlük kış. Zemheriynen
dokuzan döğüşüyola. |
|
dolak |
1.Tozluk yerine bacaklara ayak bileğinden dize kadar dolanan ensiz ve uzun
kumaş parçası. 2.Boyun atkısı. Bacaklama dolak sardım.
Boynuma dolak sarcan. |
|
dolambaç |
Dönemeç. Dokuz dolambaçları çıkınca gasabaya yaklaşılıyo. |
|
dombay |
Manda,su
sığırı. Çillen dombayı gaybolmuş. |
|
dovah |
Yürüyen öküzleri durdurmak için söylenen söz. Dovah,dördovah. |
|
dölenmek |
Sere serpe uzanıp yatmak. Dölenivemiş goca
evlere,çalımından geçilmeyo. |
|
döşeme |
Yapılarda kiriş üzerine çakılan dört köşe veye yuvarlak kalınca
ağaç. Döşemeler çürümeye başlamış. |
|
döşşek(döşek) |
Yatak. Nerde anamın kirli döşşeği? |
|
dümbek |
Darbuka. Durmadan dümbek çaldı. |
|
düyen sürmek |
Düvenle ekinlerin saplarını saman yapıp başaklarını taneleme işi.
Akşamacık düyen sürdüm. |
|
düyen(düven) |
Harmanda ekinlerin sapı ve tanelerini ayırmak için kullanılan,önüne
koşulan hayvanla çekilen,alt yüzünde keskin çakmak taşları dikine çakılı
bulunan,kızak biçiminde araç. Öküz düyeninden beygir düyenine geçte
dinleniver. |
|
ebir cubur(abur cubur) |
Gelişigüzel. Ebiri cuburu dıkdın,karnım ağrıyo
deyon. |
|
edik |
Süslü çocuk ayakkabısı. Edikleri yeni mi aldınız? |
|
ekdi (ekti) |
Arsız,yüzsüz,görgüsüz. Her yerde ekdilik yapıyorsun. |
|
el |
Yabancı,uzak. Eller bana acımaz,sen bari acı yarim. |
|
elalem |
Konu komşu,herkes. Elalemin yüzüne nası bakcaz? |
|
elcek |
1.Tırpanın sapı üstünde sağ elle tutulan kolu. 2.Haşhaş sürtme üst
taşı. Tırpanın elceği gıynaşıyo. Elceği eysirannan sıyır. |
|
eliz |
Uysal,sözdinleyen,usluca. Eliz çocuğu buldun döyesin deyi mi? |
|
ellam |
Herhalde,tahminim,olabilir. O iş senin dedin gibi ellam. |
|
elleme |
Değme,dokunma. Elleme golumu filan. |
|
ellik |
1.Eldiven. 2.Başksa,başkaları. Ellikleri yudum.Ellik bu,herişe derle. |
|
emendirme |
Yorma. Beni yanınacık emendirme, bek yorgunun. |
|
enayi |
Fazla bön,avanak,et kafalı,budala .Enayinin çocuğuna bak. |
|
enayi dümbeleği |
Çok enayi. Dediklerimi anlamadı enayi dümbeleği. |
|
enikleme |
(kedi veya köpeğin)Doğurma,yavru yapma. Dayımgilin kedi
eniklemiş. |
|
enki |
Şu, ordaki,gözün önündeki. Enkini bana ver. |
|
eringeç |
Tembel,üşengeç. Çocuklamın içinde en eringeci bu gı. |
|
erinmek |
Üşenmek. Şu gadacık yere gitmeye eriniyon. |
|
erpiden |
Koyun yünün eğirilip iki kat bükülmesiyle elde edilen ip Erpidennen
balayve. |
|
erpimek |
Eskimek,dağılmak. Cebin bek erpimiş. |
|
essah =arapça |
Gerçek,sahiden,doğru. Essahdan mı deyon? |
|
eşgare |
Açıktan ,açık açık. Fıs fıs gonuşurkene herişe eşgareye çıktı. |
|
everme |
Evlendirme. Ana beni eversene. |
|
evlek |
Dönümün dörtte bir büyüklüğünde arazi. Bir evlek yerim galdı. |
|
evlemek |
Ekin yüklenmiş taşıtların bir tarafına yatması,yan gelmesi.Gağnıyı
evlettik. |
|
evmek |
Acele etmek,sabırsızlanmak. Ne eviyon,varıyoz işte. |
|
eyreti(eğreti) |
Başkasının malı,emanet. Eyreti eşşeğe binen tez iner. |
|
eysen(eksen) |
Kağnı tekerleklerini birbirine bağlayan meşe ağacından
düzenek,dingil.Eyseni sabınnada yanmasın. |
|
eyseri |
Büyük ve uzun çivi. Kirişlerin herbirine eyseri çakmışla. |
|
eysi |
Ucu ateşli odun.Şu eysiyi de çokarıve. |
|
ferfine |
Belirli sayıda kişinin kura ile veya para toplayarak katıldığı yiyecekli
toplantı. Hadin ferfine yapalım. |
|
feyilsiz |
Tutarsız,bir dediği öteki dediğine uymayan. Aman,feyilsizdir o. |
|
fışkı |
Fırında yakılacak kesle karışık veya sade kurutulmuş hayvandışkısı(tersi).
Şu fışkıyı fırına goyve. |
|
firenk |
Kilit. Gapının ardına firenk çaktırdık. |
|
firkete =italyanca |
Saç tokası. Firketelen pek yakışmış. |
|
fistanbolka |
Kırmızı kadifeden boydan yapılmış sarı iplerle işlemeli püsküllü gelin
giysisi. Fistan bolkası bek gözel olmuş.acar,geme,gancık,kenef,gudu |